Faşizm kaybedecek halk kazanacak.

single-image


''ALÇAKLIĞIN, HAİNLİĞİN, İKİ YÜZLÜLÜĞÜN, PUŞTLUĞUN
KISACA CÜMLE KOKUŞMUŞLUĞUN AT OYNATTIĞI BİR DÖNEMDE YAŞAMDAN ZEVK ALABİLMEK 
ANCAK ZAYIFLARIN BAHTİYARLIĞIDIR. ESAS OLAN; SADECE YAŞAMAK DEĞİL, İNSANA YAKIŞIR ŞEKİLDE VE ONURLU YAŞAMAKTIR...

TESLİM OLMADAN, BOYUN EĞMEDEN, SÜRÜNMEDEN, EL ETEK ÖPMEDEN YAŞAMAKTIR''
 NAZIM HİKMET RAN

Sevgili Canan Kaftancıoğlu'nun hem mahkemede hem de dışarıda okumuş olduğu bu şiir suç arttırıcı olarak değerlendirilmiştir. Yani mahkeme başkanı şiirde anlatılanları üzerine alınmıştır. Oysa şiir Nazım Hikmet tarafından o dönemin egemenlerine yazılmış bir şiirdir. Biz de bu şiiri paylaşarak bu 'suç'a ortak olalım.

   Şiirin mahkemede suç unsurunu arttırıcı bir etken olarak değerlendirilmesi tam anlamıyla bir hukuksuzluktur. Ve Türkiye'nin hukuk alanında geldiği yeri göstermektedir. Şunu biliyoruz; Türkiye'de solcu olmak, devrimci olmak daha baştan zoru seçmektir. Dürüst vatandaş olmak bedel ödemeyi göze almaktır. Solcu olmak, devrimci olmak ve dürüst olmak özel hayatımızda ve meslek hayatımızda telafisi mümkün olmayan hasarlar bırakmaktadır. Hele bir de pratikte sömürücü düzeni eleştirmek, sisteme boyun eğmemek kısacası teslim olmamak yaşamı daha da zorlaştırır. Örneğin 40 yıldır yaşanan bir Kürt sorunu konusunda öncelikle birlikte yaşama iradesinin sağlanabilmesi için yaşanan sorunların silah kullanmaksızın müzakere masasında çözebilmek için mücadele ediyorsanız sistem tarafından düşman ilan edilirsiniz. 

 40 yıldır yaşanan Kürt sorunu konusunda ortaya bir yol haritası koyamayan Saray-AKP-MHP ittifakı her türlü demokratik talepleri terörizm ilan ederek baskı ve cebirle çözmeye çalışmaktadır. Diğer yandan kamu emekçileri ve işçileri sarı sendikacılar aracılığıyla toplu pazarlık masalarında peşkeş çekilerek satılırken, bu durumu eleştirmek; kurulu düzene karşı çıkmak ve bozgunculuk olarak değerlendirilmektedir. Kamu çalışanlarına ve işçilerine 'kaynak yok' diyerek ücretlerinin artırılmasına karşı çıkan hükümet son bir ayda salt doğalgaza %32 zam yaparak kimin hükümeti olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Emekçilere kaynak yok diyerek zam yapmayan Saray-AKP-MHP ittifakı İstanbul ve Ankara belediyelerinin geçmiş dönemler için ortaya çıkarttığı yeni adı 'israf' olan aslında yakınlarına halkın malını peşkeş çekmek olarak okunması gereken bir durumu görmezden gelmektedir. İçeride geçmiş dönem belediyelerin yapmış olduğu yolsuzlukları, israfları gündemden düşürmek için muhalefetin önemli liderlerinden biri olan Kaftancıoğlu'na 9 yıl 8 ay 20 gün ceza verilerek gündem değiştirilmeye çalışılıyor. 

   Türkiye, tarihinin en bunalımlı dönemlerinden birini geçiriyor. Siyasal islamcı faşizmin ülkeyi sürüklemiş olduğu uçurumdan bir çıkış yolu bulamayışı Saray-AKP-MHP ittifakının, TBMM'yi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK'lar ile yönetiyor olması bunun en somut delilidir. Geçtiğimiz günlerde Avrasya Araştırma Şirketi tarafından 1-7 Eylül arasında yapılan anketin sonuçları yayınlandı. AKP'nin ciddi oranda oy kaybettiğini ve bugün seçim olsa ikinci parti durumuna düştüğünü AKP-MHP ittifakının ancak %40'larda olduğunu göstermiştir. Aslında bu durum 23 Haziran seçimlerinde de açıkça ortaya çıkmıştı. Saray-AKP-MHP ittifakı halkın içinde inandırıcılığını kaybederken, halka karşı yaptıkları zam zulüm furyasının sorumluluğunu üstlenmek yerine 31 Mart ve devamında 23 Haziran seçimlerinde büyük bir başarı gösteren faşizme karşı muhalefetin önderlerini cezalandırmayı seçmiştir. İşte Canan Kaftancıoğlu'na kesilmek istenen cezanın bedeli budur.

   Hiçbir gerekçe olmadan 7 yıl önce atılmış bir tweet bahane edilerek, salt düşüncesini yayınlamış olmasından dolayı terörle ilişkilendirilmiştir. Aslında Kaftancıoğlu'na verilen ceza muhalefete tam olarak bir gözdağıdır.

Türkiye içindeki krizleri çözemezken Suriye'de de tam bir bataklığın içerisindedir.  Daha başından Suriye'de ABD ekseninde pozisyon alarak cihatçı teröristlerle işbirliği yapmanın acısını hep birlikte çekmekteyiz. Gelinen noktada Türkiye, Suriye'deki paylaşım savaşının cereyanında kalarak iki emperyalist güç arasında birinden ötekine savrularak bir yerlere tutunmaya çalışmaktadır. Bazen Rusya'nın yanında pozisyon alarak ABD'ye karşıymış gibi davranıp, sonra ABD ile ortak operasyon düzenlemek nasıl çelişkili bir politikasının olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla komşularla sıfır sorun projesi sonunda sıfır komşu ile bitmiştir. 

  Ekonomik olarak içeride sıkışan Saray-AKP-MHP ülkeyi sürüklediği bataklıktan nasıl çıkartacağını konuşmak yerine, muhalefeti cezalandırmayı kafasına koymuştur. İlk saldırı daha önce kayyum atadıkları, halkın belediye başkanlarına yeniden kayyum atayarak başlamıştır. Tek adam rejimi bu tavrı ile (kayyum atamaları) faşizme karşı direnişin önemli bileşenlerinden olan HDP'yi cezalandırmak istemiştir. Batı'da ise Kaftancıoğlu'nu cezalandırarak nasıl bir yol haritası çizdiğini ortaya koymuştur. Hem doğuda hem batıda AKP'nin saldırı politikaları, muhalefet güçlerini daha da birleştirmiştir. Yine yaşanan krizin önemli sonuçlarından birisi denisbi anlamda demokrasinin (Mahir Çayan'ın deyimiyle Filipin tipi demokrasi) yerini giderek sömürge tipi faşizme bırakmış olmasıdır. Buradan yola çıkarak faşizme karşı olan tüm muhalefet güçleri kayyumlara karşı çıkmalıdır. Kaftancıoğlu'nun yanında olmalıdır çünkü bu saldırılar muhalefete yönelik saldırılardır. Halk iradesini tek adam rejimine bırakmamalıyız. Gün faşizme karşı çıkma günüdür. Faşizm kaybedecek halk kazanacak.

ilginizi Çekebilir